Bankaların ticari fonlamada vites küçültmesi, ticarette vadeli satış mekanizmasını sınırlarına kadar zorlarken; uzayan vadeler ve artan tahsilat riski şirketleri büyük bir ticari alacak yüküyle karşı karşıya bıraktı.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık verilerine göre, ticari krediler 26 Aralık 2025-31 Temmuz 2026 arasındaki dönemde yüzde 19,6 artışla 20,7 trilyon lira oldu.
Yedi aylık enflasyonla indirgendiğinde söz konusu kredilerin, nominal artışı enflasyonun altında kalarak sınırlı da olsa reel olarak azaldığı dikkati çekti. Ticari kredi hacmi geçen yılın tümünde cari olarak yüzde 43, reel bazda yüzde 9,3 genişlemişti.
Dünya Gazetesi'nden Naki Bakır'ın yazısına göre bu yılki seyir, kredi hacminin enflasyonla başa baş giderek reel olarak büyüyemediğini; bankaların piyasaya taze reel likidite sağlamayı durdurduğunu gösteriyor.
Ticari kredi büyümesinin enflasyon karşısında reel olarak durma noktasına gelmesi, ticaretin finansman yükünü reel sektörün kendi omuzlarına yükledi.
İşletme sermayesi ihtiyacı devam eden reel sektör ise çarkları döndürebilmek için çareyi kendi kaynaklarında buldu; bankaların geriye çekilmesiyle likidite sağlama ve batık borç riskini göğüsleme rolü büyük oranda şirketlerin üzerine kaldı.
İç talepte daralmanın etkisi
Bu tablonun arkasındaki ana itici güç, yüksek faizler ve düşen harcama gücü nedeniyle iç talepte yaşanan sert durgunluk ve satışlardaki düşüş oldu.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, ticaret satış hacmi haziran itibarıyla geçen yılın aynı ayına göre yüzde 4,5 azaldı.
Ticaret satış hacminin geçen yılın aynı ayında yüzde 22,9 düzeyinde bulunan yıllık büyüme oranı, izleyen dönemde ivme kaybederek bu yıl nisanda sıfıra yaklaşmış, mayısta da yüzde 1,4’le yerini düşüşe bırakmıştı. Satış hacminde daralma haziranda ivme kazandı.
Tüketim eğiliminin hızla zayıflaması piyasadaki fiziki nakit dönüşünü yavaşlatırken, nihai faturanın tahsil edilememesi tüm tedarik zincirini bir likidite kuraklığına sürükledi.
Satışların düşmesi sadece ciro kaybı ile kalmayıp, piyasada dönen fiziki parayı da azaltıyor. Şirketler, bir yandan azalan cirolarla mücadele ederken diğer yandan üretimin devamlılığını sağlamak için bankaların üstlenmediği bu finansal riski kendi bilançolarıyla taşımak zorunda kaldı.
Pazar payını korumak ve fabrikalarda üretimi sürdürmek isteyen büyük sanayi devleri, bayilerine mecburen daha uzun vadeler tanıma yoluna gitti.
Sermaye piyasalarında işlem gören büyük üreticilerin yeni dönem konsolide finansal tabloları analiz edildiğinde, kasalardaki nakit varlıkların durağanlaştığı, buna karşılık piyasayı fonlama niteliğindeki vade uzatımlarını gösteren “Ticari Alacaklar” rasyosunun yüzde 46,4 gibi radikal bir oranda yükseldiği görüldü. Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) verilerine göre, Borsa İstanbul’da işlem gören şirketlerin 2025 yıl sonunda 1,12 olan “Ticari Alacaklar / Nakit Varlıklar Oranı”, bu yıl açıklanan ikinci çeyrek bilançolarına göre 1,64’e yükseldi.
Bu veri, borsa devlerinin nakit varlıklarını koruma ya da eritme pahasına piyasaya vadeli imkân tanıyarak sistemi ayakta tutmaya çalıştığını matematiksel olarak tescilliyor. Buna göre devler, üretimin idamesi için piyasaya adeta “şirketler arası vadeli kredi” (B2B) dağıtarak piyasayı fonluyor, bu şekilde sistemi ayakta tutmaya çalışıyor.
200 milyar liraya yakın karşılıksız çek
Taşıma suyla ve şirketlerin birbirine borç ihraç etmesiyle dönen bu paralel ekosistem, piyasada fiziki nakdin dönmemesi nedeniyle en büyük şoku tahsilat aşamasında yaşamaya başladı. Bankacılık sisteminin sağladığı koruyucu köprü kredilerin yavaşlaması, nakit döngüsü bozulan tedarik zincirinde domino etkisi başlattı. Özellikle KOBİ’lerin ve alt esnafın tahsilat yapamadığı için kendi borçlarını ödeyemez hale gelmesi, karşılıksız çek hacmini büyüttü. Karşılıksız çek adedi ve tutarı yılın ilk yedi ayında hızlı bir artış kaydetti.
Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi verilerine göre yılın ilk yedi ayında bankalara ibraz anında karşılıksız çıkan, 26.768 keşideciye ait 190.699 adet çekin toplam tutarı, geçen yılın tümündekini gölgede bırakarak 198 milyar lira ile tarihi bir seviyeye ulaştı. Söz konusu tutar 2025 yılının tümünde 128 milyar lira olmuştu.
Risk dağılımında ölçek farkı: Devlere baskı, KOBİ’lere iflas
Şirketlerin birbirini fonlamak amacıyla açtığı vadeli imkanların karşılıksız çek dalgasıyla tıkanması, bilançolarda “Alacak” olarak yazılan varlıkların kalitesini bozuyor. Bu durum büyük holdingler için kârlılık baskısı ve borsa değer kaybı anlamına gelirken, kendi alacaklarının altında ezilen sığ sermayeli KOBİ’ler için doğrudan konkordato ve iflas riskini tetikliyor. Önümüzdeki dönemde ticari finansmanı rahatlatacak seçici adımlar atılmadığı takdirde, bu gizli finansman mücadelesinin tüm tedarik zincirinde daha büyük bir yapısal hasar bırakmasından endişe ediliyor.
Karşılıksız işlemi yapılan çek tutarının bankalara ibraz edilen toplam tutara oranı 2025 sonundaki yüzde 1,8’lik düzeyinden, bu yıl temmuz ayında yüzde 3,4’e yükseldi. Söz konusu oran adet bazında da yüzde 2,7’ye çıktı. Piyasada dönen her 100 liralık ticari çekin batma ve ödenmeme olasılığının neredeyse iki katına çıkarak yüzde 3,4 risk sınırına dayanması, tehlikenin boyutunu büyütüyor.
KOBİ’lerin bilanço tuzağı ve gölge finansman
Ticari alacaklardaki artış, tüm şirketlerde aynı finansal stratejiyi temsil etmiyor. Dev holdingler piyasayı yaşatmak için vadeleri kendi iradeleriyle uzatırken; düşük sermayeli KOBİ’ler ve alt esnaf, iç talepteki daralma nedeniyle mal sattıkları müşterilerden alacağını tahsil edemediği için ticari alacakları bilançolarında istemsizce şişiyor.
Paraya ulaşamayan ve bu “tahsil edilemeyen alacak tuzağına” düşen küçük işletmeler, günü kurtarabilmek için alternatif kanallara akın ediyor. BDDK ve Finansal Kurumlar Birliği (FKB) verilerine göre, şirketler arası ticaretten doğan fatura ve çeklerin nakde çevrildiği gölge bankacılık (faktoring) sektörünün toplam alacak hacmi mayıs ayı konsolide verilerine göre beş ayda yüzde 32,2’lik bir artışla 482,6 milyar liraya ulaştı. Bu da tabandaki nakit kuraklığının boyutunu gözler önüne seriyor.
Şirketlerin piyasayı fonlaması nedir?
Ticaretin doğasında her zaman var olan vadeli satışlar, banka kredilerinin yavaşladığı dönemlerde yapısal bir değişim geçirerek bir “ticari finansman” enstrümanına dönüşüyor. Alıcı işletme, mal tedarik etmek için bankadan yüksek maliyetli kredi çekmek yerine, üretici şirketin kendisine tanıdığı uzun vadeler veya ciro ettiği çekler yoluyla fiilen borçlanıyor.
Paranın zaman maliyetini üstlenen, vadeli satışın içine gizli bir vade farkı (faiz) yerleştiren ve bankaların geriye çekildiği alanda batık riskini kendi üzerine alan satıcı şirket; bu mekanizmayla müşterisine adeta bir işletme sermayesi kredisi açmış oluyor. İktisat literatüründe “Bilanço Tipi Bankacılık” olarak adlandırılan bu süreç, basit bir vadeli satışın ötesine geçerek şirketlerin kendi kaynaklarıyla piyasayı doğrudan fonlaması anlamına geliyor.
Normal ekonomik iklimde vadeli satışlar 30, 60 veya en fazla 90 gün gibi öngörülebilir vadelerle yapılıyor. Ancak bankaların kredi büyüme hızını yavaşlatmasıyla birlikte piyasada nakit dönmeyince, şirketler satışı ve üretimi ayakta tutabilmek için bu vadeleri 180 güne, hatta 270 güne kadar esnetmek zorunda kaldı. İşte bu aşırı uzama, işlemi basit bir vadeli satış olmaktan çıkarıp, alıcıya uzun vadeli bir “işletme sermayesi kredisi” sağlamaya dönüştürüyor.

Sayfa başına git








