Türkiye’de uzun yıllardır uygulanan vergisiz döviz kazancı düzeni, son ekonomik krizin ana nedenleri arasında giderek daha fazla dikkat çekiyor.
Gelir Vergisi Kanunu’nun 75, 80 ve 82. maddeleri çok açık şekilde döviz alım-satımından, faizinden ve kur farklarından elde edilen bireysel kazançların vergiye tabi olduğunu belirtmesine rağmen, Maliye Bakanlığı yüklü döviz gelirlerine göz yummaya devam ediyor. Bu uygulamanın, gelirin adil paylaşımını engellediği ve ekonomide derin yaralar açtığı çokça dile getirildi.
Ayrıca son dönemde dikkat çeken bir gelişme de, bugüne dek hükümet politikalarını koşulsuz savunmakla eleştirilen ve “yandaş medya” olarak anılan yayın organı Yeni Şafak’ın dahi ekonomideki krizi kabul etmesi oldu. Yeni Şafak, 2025’in ikinci yarısında yayımladığı ekonomi analizinde, dövize yönelen bireysel spekülasyonların ve vergi alınmamasının piyasaya bozucu etkisini itiraf etti. Gazete, hükümete yakın çizgisine rağmen ilk kez döviz kazançlarının vergilendirilmesini çözüm önerisi olarak sundu. Geçmişte benzer biçimde, 2019’daki düşük oranlı Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi gündeme geldiğinde de basında çok sayıda uzman ekonomist ve analist benzer uyarılarda bulunmuştu. O yıllarda yapılan haberlerde, vergilendirilmemiş devasa döviz hareketlerinin makroekonomik dengeleri bozduğuna dikkat çekilmişti.
YÜKSEK ENFLASYON VE FAİZ SARMALI
Vergisiz döviz düzeninde biriken bu sorunlar, özellikle 2021’den itibaren yaşanan kur şoku ve sonrasındaki hızlı yükselişle çok daha görünür hale geldi. Dolar kuru yalnızca iki yılda 20 liradan 41 liraya fırlarken, ithalat maliyeti tırmandı, borsada istikrar kayboldu ve enflasyon bir türlü frenlenemedi. Aynı dönemde şirketlerin döviz cinsi gelirlerinden %25’e varan oranlarda vergi alınırken, bireylerin işlem hacimleri milyar dolarları aşmış olmasına karşın vergilendirme sıfıra yakın seyretti. Sonuçta, yüksek enflasyon ve faiz sarmalı giderek toplumun geniş kesimlerini olumsuz etkiledi.
Yasal düzenlemeler çok net olsa da, uygulamaya dönük eksiklikler devam etti. Anayasa’nın 73. maddesi “Herkes mali gücüne göre vergi öder” ilkesini koyarken, vergi dairelerinden alınan kimi özel görüşler (mukteza) yıllar boyunca bir serbestlik kapısı araladı. 2016’da İstanbul’da açılan bir mukteza başvurusu örneğinde olduğu gibi, sınırlı sayıdaki işlem özelinde verilen yoruma dayanarak, milyarlarca dolarlık döviz hareketleri sistematik şekilde vergisiz işlemeye devam etti. Bu hukuki boşluğa yıllardır medya organlarında değinilse de, böylesi bir tespitin hükümete yakın yayınlarda yer bulması önemli bir kırılma olarak öne çıkıyor.
FATURAYI HALK ÖDÜYOR
Vergisiz döviz kazançlarının yıkıcı etkisi, yalnızca ekonomik göstergelere değil, gelir dağılımında adalete de yansıyor. Maaşlı çalışan her kalemde vergi öderken, kasasında milyonlarca dolarlık döviz tutan bireylerin vergisiz gelir elde etmesi, kamuoyu vicdanında derin bir rahatsızlık yaratıyor. Son yıllarda merkezi yönetim bütçesinde faiz harcamalarının payı yüzde 11’den 17’ye çıkarken, aradaki yük yine geniş halk kesiminin omuzlarına biniyor.
Hükümetin, ağırlığını bireysel döviz gelirlerinden vergi alınmasına koyması gerektiği fikri artık sadece muhalif uzman ve analistlerin değil, hükümete yakın medya organlarının da ortak önerisi haline geldi. Eğer döviz kazançlarına %25 oranında vergi uygulanırsa, spekülatif döviz işlemleri azalır, dövize olan talep düşer, Türk Lirası’na olan güven artar ve enflasyonist baskı hafifler. Bu yönde bir yasal ve idari adım, hem toplumsal adalet duygusunu onarmak hem de ekonomik istikrarı sağlamak için zorunlu görünüyor.