İşte Faruk Bildirici'nin yazısı...
“Murat Bey, röportaj öyle olmaz” başlıklı yazımda, iş insanı Murat Ülker’in özel söyleşilerinin gazetecilik ürünü olarak görülmemesi gerektiğini vurgulamış, gazetecilerin bu söyleşilere yaklaşımını eleştirmiştim.
Murat Ülker, “Eleştiriler kıymetlidir, ama benim amacım tabii ki gazetecilik değildir” yanıtını vererek, bir bakıma hak verdi eleştirime. Asıl muhatabım olan gazetecilerden ise ses çıkmadı; o söyleşi ve yazılarını neden gazetecilik faaliyeti gibi görerek övdüklerini açıklamadılar.
Nihayetinde Murat Ülker, medya ile ilişkilere ve itibar yönetimine önem veren bir işinsanı. Sadece söyleşiler yapmak ve kitaplar yazmakla da kalmıyor, Yıldız Holding’in Çamlıca’daki merkezinde gazetecilerin de katıldığı “Yıldızlı Sohbetler” düzenliyor. Son yıllarda gazetecileri gruplar halinde Londra’ya götürüp ağırlıyor, fabrikasında gezdiriyor, oradaki yatırımlarını tanıtıyor. Davetli giden gazeteciler de dönüşlerinde gördüklerini yazıyorlar.
Ülker’in Londra davetleri, İsmail Saymaz’ın, geçen hafta Instagram’da, altına “Ülker’in davetlisi olarak İngiltere’deyiz” yazdığı fotoğrafı paylaşmasına kadar dikkatleri çekmemişti.

İsmail Saymaz’ın paylaştığı fotoğrafta gazeteciler Murat Muratoğlu ve Erdal Sağlam, dijital yayıncı Adem Metan ile Murat Ülker’in danışmanı ve iletişimci Mustafa Kaya görünüyordu.
Ardından eleştiriler başladı, geziden yazı yazmamalarına rağmen fotoğraf çok tartışıldı sosyal medyada.
Ülker’in Londra daveti, davet eden ya da katılan gazeteciler kim olursa olsun sorunlu. Şöyle bakalım; bir işinsanı, gazetecileri neden Londra’ya kadar götürür, gezdirir? Çıkarı olmasa yapmaz bu daveti, değil mi? Ülker grubunun çıkarı da şirketini tanıtmak, faaliyetlerini kamuya duyurmak. Hem böylesi muhtemelen gazetelere, televizyonlara, haber sitelerine reklam vermekten daha ucuza mal oluyordur; hem de haber/yazı reklamdan daha etkilidir tanıtım için. Ülker, muhalif medyaya reklam veriyor mu ona da bakmak gerek aslında.
Davetli geziler, çıkar çatışması yaratır. Haber kaynağıyla maddi ilişki gelişmiş olur; bu da gazeteciliğin itibarına zarar verir. Elbette gazeteciler, gezdirildikleri için şirketi kollamazlar ama kendilerine gösterileni aktarmak durumunda kalacakları için şirketin yararına yayın yapmış olurlar. Nitekim bu gezilerden basın bültenlerini aşan gazetecilik ürünü pek çıkmaz.
Eğer gidilecek yerde “haber değeri” olan bir konu varsa harcamaları medya kuruluşu karşılar. Haberin maliyetini haberin kaynağının karşılaması gazeteciliğin doğasına aykırıdır.
Nitekim Türkiye Gazetecilik Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde olduğu gibi dünyanın birçok ülkesinde de medya kuruluşları, gazetecilik örgütleri -istisnai durumlar dışında- davetli gezilere katılmayı gazetecilik günahları arasında kabul eder.
Daha önce yaptığım bir araştırmada BBC’den, Washington Post, New York Times, Le Monde, AP ve AFP’ye kadar birçok kuruluşun “davetli gezilere” ilişkin ilkelerini toplamıştım. Şu kadarını söyleyeyim, dünya gazeteciliği, bizdeki gibi tolerans göstermiyor davetli gezilere…