Gerek Amerikan Merkez Bankası ( FED), gerekse Avrupa Merkez Bankası’ndan (ECB) gelen tüm sinyaller, faizlerin eylül ayında artırılacağı yönünde.
Zira enflasyonda kıpırdanma artık görmezden gelinemeyecek net işaretler veriyor.
Buna karşılık Türkiye’de Merkez Bankası’na ise faizi indir baskısı var. Zira büyüme ile ilgili sıkıntılar artık iyice gün yüzüne çıkmış durumda.
TÜİK verilerine göre Türkiye ekonomisi ikinci çeyrekte yüzde 2,3 büyüyerek altı yılın en zayıf performansını gösterdi. Bu trendin yılın geri kalanında da bu tempoda hatta biraz daha yavaşlayarak süreceğine kesin gözüyle bakılıyor.
Bu da yüzde 3’lük GSYH büyüme tahminine ilişkin riskleri artırıyor.
İşte bu veriyi dikkate alanlar, Merkez Bankası’nın yıl sonuna kadar faizi yüzde 35’e çekeceğini, bunun için de ilk hamleyi eylül ayında olmasa da ekim ayında yapacağını düşünüyorlar.
Ancak dünyanın kalanında faiz indirimi değil tam tersine artırımına yönelik bir eğilim var. FED Başkanı Warsh dahil birkaç FED üyesinden eylül ayında faiz artırımına yönelik sinyaller gelmiş durumda.
ECB’nin yöneticilerinden de benzer sinyaller geliyor ve adeta piyasalar faiz artırımına hazırlanıyor.
Zaten ABD, İngiltere ve Almanya başta olmak üzere ülke tahvilleri son yılların en yüksek getirilerine ulaşmış durumda.
Peki bu ortamda Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası faizleri indirebilir mi?
Geçen ayın sonlarına doğru, sürpriz bir şekilde haftalık repo ihalelerine yeniden başlayan ve yüzde 37’lik faizi de böylece tekrardan aktifleştiren Merkez Bankası bunun daha da altını zorlayabilir mi?
Kuşkusuz 4 Eylül’de açıklanacak enflasyon verisi bu konuda bir öngörü yapmaya ışık olacak. Ancak dünyada gerilimin artması, hesapların bir kez daha gözden geçirilmesini gerektiriyor.
ABD ile İran arasında gerilim tekrar tırmandı ve petrol fiyatları da yükselişe geçti. Bu yetmezmiş gibi, Rusya Ukrayna cephesindeki sıcak gelişmeler, başta buğday olmak üzere emtia fiyatları üzerinde baskı oluşturmaya başladı.
SICAK PARA RİSKİ DE VAR
Türkiye’nin tüm bu gelişmeleri değerlendirirken, hesaba katması gereken bir de carry trade parası bulunuyor.
Dünyada faizler artarsa carry trade yapanların maliyeti de artacak. O zaman Türkiye’de döviz park etmenin maliyeti de bir miktar yükselecek. Buna bir de TL faizlerde indirim eklenirse, bu ticareti sürdürmenin karlılığı sorgulanabilir.
Ancak Türkiye son dönemde rezervlerini artırsa da hızlı bir carry trade parasının çıkışına hazır değil. Zaten baskılandığına inanılan bir döviz var ve böyle bir çıkış durumunda yerlilerin de talebi artabilir.
Bu durumda seçim dönemi yaklaşırken, piyasaları rahatlatacak faizleri düşürecek ortamı oluşturmak kolay görünmüyor.