Dünya Gazetesi'nden Naki Bakır'ın yazısından alıntı
Kur risk priminin yüzde 12,6’ya fırlaması, Merkez Bankası’nın faiz indirimlerini belirsiz bir süre için rafa kaldırma olasılığını gündeme getirdi. Goldman Sachs’ın 60 milyar dolarlık cari açık uyarısı, dolar/TL’de izleyen dönemde baskılara rağmen kademeli tırmanış riskine işaret.
Küresel finans devlerinin Türkiye ekonomisine yönelik art arda yayımladığı alarm niteliğindeki raporlar, faiz indirim sürecinde Merkez Bankası’nın (TCMB) hareket alanını neredeyse tamamen kilitledi.
Vatandaşın ve piyasaların nefesini tutarak beklediği faiz indirimlerinin, cari açık ve kur risk primindeki yükselişle artan ekonomik kırılganlıklar nedeniyle, şimdiden belirsiz bir tarihe ertelendiği algısı güçlendi.
Merkez Bankası, Aralık 2024’te başladığı indirim sürecinde politika faizini yüzde 50’den Ocak 2026 itibarıyla yüzde 37’ye kadar indirmiş, ancak patlak veren jeopolitik riskler ve küresel ekonomide bozulan dengeler yüzünden süreç bıçak gibi kesilmişti.
Küresel ekonomi ve finansta taşlar hala yerine oturmadığı için TCMB politika faizi 6 aydır sabit tutuluyor. Son gelişmeler üzerine ise ekonomi yönetiminin, ilerleyen dönemde bir yandan enflasyonu düşürmeye çalışırken diğer yandan yabancı yatırımcıyı içeride tutabilmek için yüksek faiz silahına sarılmak zorunda bile kalabileceği belirtiliyor.

İki ateş arasında bir Merkez Bankası
Risklerin gölgesinde 23 Temmuz Perşembe günü toplanacak olan Para Politikası Kurulu (PPK) politika faizinin düzeyine karar verecek. Piyasa analistlerinin ve beklenti anketlerinin ortak öngörüsü, Merkez Bankası’nın politika faizinin bir kez daha yüzde 37 seviyesinde sabit tutarak “bekle-gör” moduna geçeceği yönünde. Ancak satın alınmış olan faizi sabit tutma seçeneğinden çok, karar metninde sonbahar aylarına dair verilecek ipuçları ve döviz talebine karşı alınacak ek sıkılaştırma önlemleri piyasaların yönünü belirleyecek.
Faiz politikasında adeta kilitlenme yaşayan TCMB’nin önünde iki yol bulunuyor ancak ikisi de birbirinden riskli. Faizleri indirse, yabancı yatırımcı “Türkiye’de risk yüksek, faiz de düştü” diyerek parasını alıp çıkabilecek. Bu durum dolara olan talebi patlatacak. Faizleri artırsa, zaten zorlanan piyasa, esnaf ve kredi kullanmak isteyen vatandaş daha da sıkışacak, ekonomi iyice yavaşlayacak.
Faiz indirimine 3 büyük engel
Yabancı bankaların raporlarında öne çıkan ve Merkez Bankası’nın faizde hareket alanını kilitleyen temel faktörler şunlar:
Yabancının “Korku Primi” zirvede: Dev banka Citi’nin raporuna göre, yabancı yatırımcıların TL’de kalmak için talep ettiği “Kur Risk Primi” (CRP) yüzde 12,6 ile son 16 yılın zirvesine çıktı. Tarihi zirveye çıkan bu oran, yabancı yatırımcının mevcut döviz politikalarına tam olarak güvenmediği ve “Eğer Türkiye’ye dolar getireceksem, kurun aniden fırlama riskine karşı bana masada çok daha yüksek bir faiz tamponu sunmalısınız” resti anlamına geliyor. Yabancı açıkça, “Bana yüksek faiz vermezseniz, kur patlar korkusuyla ülkenize dolar getirmem” diyor.
Cari açık ve petrol baskısı: Piyasada yangını körükleyen bir diğer analiz ise Goldman Sachs’tan geldi. Türkiye’nin yıl sonu cari açık tahminini 60 milyar dolara (GSYH’nin yüzde 3,5’ine) yükselten Banka analistleri, büyümenin sert şekilde yavaşladığına dikkat çekerken, en büyük tehdidin enflasyondan çok cari açık olduğunu vurguladı. ABD Başkanı Trump’ın Hürmüz Boğazı ve İran’a yönelik sert açıklamalarının ardından küresel piyasalarda Brent petrolün yeniden 80 doların üzerine fırlaması, Türkiye gibi enerjide dışa bağımlı ülkelerin bütçesinde kalıcı hasar demek. Uzmanlar, petroldeki her 10 dolarlık artışın Türkiye enflasyonuna anında yüzde 1,2 puan eklediğini hatırlatarak, dışsal şokların faiz indirimlerini imkânsız kıldığının altını çiziyor.
Faizde tahminler yükselişte: Olumsuz gidişat nedeniyle Goldman Sachs, daha önce daha düşük beklediği yıl sonu faiz tahminini yüzde 35’e yükseltti. Bu da faizlerin uzun süre yüksek kalacağı yönünde bir gösterge. Kur üzerindeki baskı ve bozulan beklentiler nedeniyle yıl sonu enflasyon tahminini de yukarı yönlü revize eden dev banka, artan döviz ihtiyacı nedeniyle TCMB’nin faiz indirme alanının kalmadığı görüşünde.
Maliyet şirketleri vurabilir
Citi’nin yayımladığı tarihi kur risk primi, sadece finans piyasalarını kilitlemekle kalmıyor; reel sektörün omurgasını oluşturan sanayi devlerini de büyük bir borçlanma çıkmazına sürüklüyor. Temmuz ve ağustos aylarında yurt dışından aldıkları döviz cinsi sendikasyon ve işletme kredilerini yenilemeye (roll-over) hazırlanan Türk şirketleri, karşılarında “kur şoku korkusu” yaşayan yabancı bankaları bulacak.
Yabancı kreditörlerin bu yüksek primi bahane ederek şirketlerden talep edeceği “ekstra faiz/marj” oranları, imalat sanayisinin dış borç yenileme maliyetlerini tırmandıracak. İç talepteki daralmayla zaten zorlanan sanayici, işletme sermayesi bulmakta sıkıntı yaşarken; artan bu finansman yükünün izleyen aylarda üretim kesintilerine, yatırımların askıya alınmasına ve yeni bir istihdam daralmasına yol açma olasılığı bulunuyor.
Vatandaşın cebini nasıl etkileyecek?
Merkez Bankası’nın faizde hareket alanının kilitlenmesinin vatandaşların günlük hayatına olası yansımaları ise şöyle:
Kredi faizleri düşmeyecek: İhtiyaç, taşıt veya konut kredisi çekmeyi düşünenler için yüksek faiz dönemi devam edecek. Ucuz krediye ulaşmak yakın vadede zor gözüküyor.
TL Mevduat getirisi korunacak: Birikimini TL mevduatta tutanlar için yüksek getiri ortamı, Merkez Bankası faiz indiremediği için bir süre daha cazibesini koruyacak.
Dolarda kademeli yükseliş sürecek: Ani bir kur patlaması beklenmese de yüksek enflasyon ve döviz ihtiyacı nedeniyle doların ateşinin tamamen sönmesi zor görünüyor.
ABD’den gelen esinti
ABD enflasyonunun düşmesi, küresel piyasalarda Türkiye için “hafif bir serinlik” algısı yarattı. Ancak Fed’in elini rahatlatacak bu küresel gelişme, içerideki yüksek cari açık riski ve kur riski primindeki yangını söndürmeye yetmeyecek kadar zayıf bir pansumandan ibaret. ABD Çalışma İstatistikleri Bürosu’nun (BLS) geçen hafta açıkladığı veriye göre, ABD’de yıllık enflasyon yüzde 3,5’e gerileyerek beklentilerin altında geldi. Bu taze veri, Türkiye’yi faiz, döviz ve yabancı sermaye üçgeninde pozitif etkileyecek nitelikte.
ABD enflasyonunun düşük gelmesi, Türkiye ekonomisinin sırtındaki küresel “yüksek faiz” yükünü, Merkez Bankası üzerindeki küresel baskıyı bir nebze hafifletecek bir faktör. Ancak cari açıkta beklenen büyüme ve Orta Doğu kaynaklı petrol şokları devam ettiği için bu gelişme Türkiye’de bir “bahar havası” yaratmaktan çok uzakta.
Sayfa başına git








